Film festivali başladı. Bu sene topluca biletleri alıp sıramız geldiğinde gidip izliyorz filmleri.
Dün akşam oyunculardan birinin de katılımıyla izlediğim film Cinnet’ti. Alman yönetmen Fassbinder’in 31. filmi (sette de 31. yas gününü kutladığı film.) Tiyatral havası ve bolca kullanılan dış çekimlerle öncelikle kalbimi fethetti. Sonrasında daha bir çok sebep eklendi buna. 
Hermenn yukardıdaki iş adamının kibar, espritüel ama hastalıklı karakteri üslubunu bir çeşit özgünleştiriyor. Karısına aşık ancak kendisiden başka bir hermenn daha onu izliyor. Sorun da bu ama bunu bulduğu ilk doktora söylemekten de çekinmiyor. Tabi doktorun aslında sigortacı olduğunu öğrenene kadar.
‘Ardalion’ Lydia’nın sözümona kuzeni. Hermenn’in olmadığı her an birlikteler. Fotoğraftaki karede de yine Hermenn’in seyahattan ani dönüşü sırasındaki hallerini görüyoruz. Ama Hermenn bunları görmüyor, o bu sırada saplantılı bir halde aradığı resmi bulmaya çalışıyor.
Hermann Rusyalı bir Yahudi. Almanya’da hem yahudilerin çektiği acılardan nasibini almış hem de nazi askerilerinin tarafında nazilere acı çektirmiş. Filmin tiyatral havasında bunun inceden eleştirildiği sahneler var ancak o kadar aralarda Hermann’ın gözlemdiği bir kaç nokta gibi görünüyor ki ben de üstünde çok durmak istemedim.
Hermann’ın planı kendisine çok benzeyen Weber’in kendi yerine geçtiği sırada bir cinayet işlemektir. Hastalığının ileri aşaması kendi sonunu da getirecektir. Tabi bir de baş belası Ardalion’un ilhamını tazelediği köye kaçması, kendi kazdığı kuyuya düşmesine neden olacaktır.
Bu arada Weber ile iligili söylemek lazım ki o görebileceğiniz en filozof evsiz. Hem de gayet yakışıklı ve sağlıklı. Hermenn’den tek istediği sigortalı kadrolu düzgün bir iş.Belki ilerde kendisinin sahip olacağı Hermenn’İn bahçesinin bahçıvanlığı kim bilir. Ama Hermenn’in pis işlerine alet olmak değil. Ne çare, Hermenn onun asla sahip olamayacağı 1000 markla kandırır.
1970’lerin BErlin’i ile ilgili fikir veren filmin süresi de cömertçe uzatılmış.
Ayrıca o dönemde Alman bir yönetmenin İngiliz aktör ve Fransız bir aktristle inglizce dilinde çektiği bu film, salt bu sebepten bile alkışı hak ediyor. Fransız aktrist Andrea Ferreol’un film öncesi yaptığı açıklamaya göre film çekimleri sırasında tek kelime inglizce bilmiyormuş. Sadece kendi repliklerini muazzam ezberleyip filmin kalan senaryosunu tam olarak bilmeden başlamış çekimler.
ÖZetle (özet demek için biraz geç olsa da) bu filmi izlemenizi tavsiye ederim. Sunduğu onca özgünlük nedeniyle ve biraz dikkatinizi farklı bir tarza çekmek için.








